30 Temmuz 2012
Ramazan Zaptiyeleri (Gözden Geçirilmiş Yazı)
Dertleri ne mazbutluktur, ne de kendi zulümlerini kontrol altında tutmaktır.
Oruç onlar için bir zahmettir. ”Oruç tutma zahmetine katlandıkları” için "kaytaranlara" kızarlar. Yemek varken aç gezdiklerine, hır gür varken barış içinde yaşama zahmetinde bulunduklarına, bakmak varken başlarını önlerine eğeceklerine, aldatmak varken kendilerine hâkim olacaklarına hayıflanırlar.
Onların biraz daha iyileri gibi görünen, hep istihzâyla gülümseyen, hor görücü ukalâlar ise başkaları ile yarışırlar. Başkalarını şikayet ve ispiyon ile kendilerini gösterip kırmızı kurdela kazanacak öğrenciler gibi dolaşırlar aramızda. Şiddet kullanmazlar ama; "başka"larına, hastalara, seferîlere, tereddüt içinde olanlara, farklı düşünenlere hayatı zından ederler. "Biz bunların inandıklarına inanamayız!" dedirtirler. Onların inandıklarına inanmamak insanlar için samimiyetin şartı haline gelmeye başlar.
Orucu zahmet, külfet görenler sabrı bilmedikleri için takıntılarının nesnesine indirgedikleri şeylerden imtina etmeyenlere saldırırlar. Bakmamayı bilmedikleri için karşısında zayıf düştükleri her şeye bir süreliğine de olsa düşman kesilirler.
Kendilerini terbiye edemez onlar, etraflarını terbiye etmeyi önceleyeceklerdir. Dünya onlara uymalıdır. Nimet ortada görünmeyecektir; kısmet kendini saklayacaktır; karşı cins, gıda, bitki, hava, su onlar takıntı yaptıkları süre boyunca ortadan kaybolacaktır. Zahirde kıtlıkta, darlıkta kalınacaktır. İftarlarda ise kıtlıktan çıkmış gibi tıkınacaklardır.
Saplantının, takıntının bir yere kadar anlaşılabilirliği var. Tiryâkîliği biliyoruz: Bir yere kadar anlaşılabilir olan bir yerden sonra anlaşılabilir değil. Herkese saldıracaksa insan, oruç tutmaması daha iyi değil mi? Oruç mütecavizliğe yol açsın diye tutulmuyor ki, tersi söz konusu olmalı. Oruç saldırmamayı gerektirir öncelikle. Sabrın sabırsız kılabilmesi geçicidir, onun hâkim yanı değildir. Oruç açlıkla terbiye edilmiş mahkûmların işi değildir. Hür insanların medeniyet talebidir. Nefse hakimiyet boğaz üzerinden gitmez; çeneden, öfkeden, hırstan, baskıdan, zordan, şiddetten, bencillikten, görmemezlikten gelmelerden geçme, vazgeçmedir. Ramazan insanın kendisiyle uğraşma ayıdır, ayıplarını hatırlama ayıdır, kusurlarını kabullenme ayıdır.
Ramazan, elbisesi olmayan çıplağı, sen oruçken çöp tenekesinden yiyeni görmeyi ve tepki vermeyi gerektirir: Giydireceksen üstü başı olmayanı giydireceksin. Çöp tenekesini karıştırana yiyeceğini vermeden orucunu açamazsın. Sokağında bir susuz kedi bile inlemeyecek!
Başka birisi yemek yerse sana ne? Karşısında bir sorumluluğun yok! Adam aç değil açık değil, yiyor! Sen yeme! Ondan iyisini de yapamıyorsun ki: O kimseye saldırmıyor!
Karşında tıkınan belki açlığını aklına getiriyor ama, tafrasını yaptığın oruç kerhen oruç. Orucu işkence olarak görenin oruç tutmasında ne hayır olabilir ki? Oruç dünyaya nimet yasağı, kıtlık buyruğu değil; insanın kendisiyle baş başa kalışı, kendisini gözden geçirişi, insanlık terbiyesini bırakmayıp devam ettirmesi. Etrafına bak: Aşçılar nasıl tutuyorlar? Evlerde yemek pişirenler, o sofraları hazırlayanlar?
"İnsanlar birbirlerini eleştiremezler, insanların birbirlerine karışamazlıkları mutlaktır!" diyen de yok. O ayrı bir tartışmadır.
Ramazanın ruhuna çiğliği tasallut ettirmek ayıptır, yakışıksızdır, yanlıştır, eğer "ramazanın ruhuna zulümdür!" demeyeceksek!
1 Temmuz 2012
29 Haziran 2012
Uluslarası Durum: Suriye Türkiye Açısından Baş Tehdit mi?
Suriye’nin Türkiye için ”en büyük tehdit” olduğu tezi doğru
değil. Ancak, Suriye'nin mevcut hâlinin stabilize olması da Türkiye'nin gelecek
tasarımını bloke edecek.
Mevcut durum BOP’un dönüşmesi ihtimâlini bazı alanlarda ve
bölgelerde deliyor, donduruyor. Eskiden bölgedeki rus varlığı BOP’un
sorunuyken, bugün BOP’u dönüştürmek isteyenler Rusya’dan (sessizce)
şikayetçiler. Sessizce,
çünkü, Rusya ve Çin dünya iktisadî sisteminin birer parçası durumundalar. İran
için bile sistemdışı diyebilmek kolay değil.
Dünya iktisadî sisteminin bundan böyle NASDAQ, Dow Jones
veya dolar merkezli olacağı ve ”kapitalist sistem”in ”global üst sistem” olup
olmayacağı kesinlikle belirlenebilmiş/kendisini ele verebilmiş değil ve
dayatıl(a)mamakta. Son büyük krizin dünyayı dinamiklerine döndürerek
sınırlanması gayreti her şeyi önceliyor.
Varolanın yürütülemez hale gelmesinde dünyanın ve tarihin
finans gücüyle dinamiklerine ters döndürülmeye çalışılmış olmasının payı var.
Bunun maliyetlerinden konuşulduğunda tek başına iktisadî maliyet
kastedilmemekte.
Dünyanın dinamikleri finans gücünü elinde bulunduranlarca
manipule edlmiş, zedelenmis, kırılmış, örselenmiş, zapt ü rapt altına alınmaya
çalışılmıştır. İnsan ve toplum düzeyinde ise doğanın manipulasyonuna (sadece)
benzeyen, bir anlamıyla insan ve toplum doğasının manipulasyonu demek olan bir
müdahaledir bu. Değiştirilen insan ve toplumun doğası değil, ”doğal” sosyalizasyonun
kanallarının bozulması, çarpıtılması, sanallaştırılması, kendi yolundan
koparılmasıdır, ideolojiyle aklın yerinin doldurulmasıdır. Tabii ki ters
tepecektir!
Global sermaye sonunda yerel çıkarların temsilcisi haline
gelmiş, başka yerel sermayelerin rekabetiyle relativize olmuş, ”sistem” için
merkezî anlamını kaybetmeye başlamıştır.
Rusya ile güneyde sürtüşmemizin rasyonalitesi ile kuzeyde
rekâbet içinde barışık olmamızın mantığı çelişmemektedir. Rusya Türkiye’nin
izlediği yoldan değil, özellikle güneyde kendi durumunun belirsizleşmesinden,
tüm kartların masada olmamasından, hattâ ortada belirgin bir masa olmamasından
tedirgindir.
Bu durum, Rusya’yı engel olmak istediğini (BOP) koruyor,
buzdolabında tutuyor durumuna düşürmektedir. Bu tesbitten Suriye ile gerilimden
kâr bekleyenlerin BOP'a karşı oldukları sonucu çıkarılmamalıdır.
Ortada netleşmiş iki çizgi var: İlki Bölge’yi bölgedeki bir
küçük ülkenin arka bahçesi haline getirmek isteyen; ikincisi bölgenin iktisadî,
kültürel ve uluslarası dinamiklerinin açılması için seferber olan.
"Türkiye’nin Şahinleri"nde bile bu iki eğilim aynı anda temsil
edilmekte.Baş döndürücü ittifak kombinasyonları bizde gerekçelemelerinden kopuk
olarak rasyonalize edilip savunulmakta; konu en özgün, biricik, ayırd edici ve
yerel-evrensel meselemiz olarak sunulmaktadır. Tartışma konunun hakîkatinden ve
bağlamından koparılarak "çıkarlarımız"ın ve "geleceğimiz"in
terimleriyle propaganda savaşına indirgenmektedir.İnsan hakları ve
"bosnalaşmaya karşı durma" gerekçeleri dahi, maalesef, başka
yüzkızartıcı ittifaklar ve müdahalelerde yer alınabildiğini görmemezlikten
gelme üzerine kuruludur.
Ortada hem insanî hem de yerelleştirilebilecek, bizim
açımızdan bakılabilecek sorunlar olsa da, büyük nedenler ve konunun arka planı
ihmâl edilerek ele alınan hakîkat hakîkat kırıntısından ibaret kalacaktır.
Rusya gibi ülkeler, burada vurguladığımız bağlamıyla, kendi
geleceklerinin "bazan istenmeden" de olsa planlandığı,
şekillendirileceği kaygısı üzerinden yerel dinamiklerin önünün açılmasına engel
olmaktadırlar. Korkuları dünya iktisadî krizinin konsolide edilip ”sistemik”
bir tadilat ya da uzlaşmaya gidilmesi değil; geleceğe yönelik, global aktör
olarak insiyatif kaybıdır.
Dünyada merkezî zemin kaymaktadır, bölgedeki yer tutmaların
oluşacak dengede mevcut denge içinde olduğundan daha önemli bir hale
gelebileceği varolan aktörlerin insiyatiflerinde yazılıdır.
Suriye’ye geri dönüp soralım: Esad Rejimi atılması gereken
rasyonel adımları atmış mıdır? Hayır! Bir çıkış dahi ara(ya)mamışlardır.
Esad böyle davranmasa bir darbe söz
konusu olabilir miydi? Büyük bir olasılıkla!
Esad’a sahip olmadığı gücü yazıp şeytanlaştırmak sadece
propaganda açısından anlam taşımakta. Esad’a yönelik haklı eleştiriler dahi
Suriye’ye odaklanan ilgi ve insiyatifin Suriye Siyaseti'nin gücünü,
kapasitesini, siyasî ufkunu aştığı gerçeğini unutmamıza yol açmamalı.
Türkiyede iktisadın buyrukları, pazar
ihtiyacı; uluslarası düzeyde parsellenmiş kotalanmış, kısıtlanmış,
gözetlenmiş, kayırılmış alışveriş ortamı; pazarların ve maddî kaynakların
kapalılığı ya da entegre olmamışlığı akl-ı selimin önünü açık
tutmaktadır. Bunun yanı sıra düşünen, soğukkanlı ve insanca yaklaşan, ufuk açan
bir elitimiz yoktur: Tırpanlanmakta, biçilmektedirler. İktisadın
uluslararasılaşmasının getirdiği pragmatizmden başka bir güvenlik duvarımız
yoktur, akıl tutulmasına karşı.
Olanı yok sayarak veya yok ederek "elit" yaratma
hayali dönemle, dinamiklerine kavuşan bir dünya anlayışı ile örtüşmemektedir.
Yeni Elit’in ifadelerinin üzerine eğildiğimizde siyasetimizin arkasındaki
gerekçelerin düzeyi, kapsamı ve tutarlılığı siyasetimizin sahibi olduğumuz
konusunda tereddüt uyandırmaktadır!
”Mantıkî adımlar” kültürel yönelimler, ufuk açılımları,
atılımlar değildir. Krizlerle desteklenip palazlanan veya kösteklenen (akl-ı
selimin daraltılmış hallerinden olan) hesap-kitap kültürünün günübirlik ufku
düşünceyi, geleneği, dayanışmayı, eleştiriyi, tartışmayı küçümsediğinde
evrensellik iddialarından vazgeçmiş olur.
Ustam Saraçzade Ahmet Cevdet Bey'e Hatıramdır: Nice Bu Unutkan Ufukta
USTAM
SARAÇZADE AHMET CEVDET BEY'E
HATIRAMDIR:
NİCE BU UNUTKAN UFUKTA
SARAÇZADE AHMET CEVDET BEY'E
HATIRAMDIR:
NİCE BU UNUTKAN UFUKTA
Dildâr unutsa gece olur
Gece unutsa dildâr ölür
Dildâr ölür de dil dâr olur
Dil ölür dâr ölür ey dildâr
Dilde dâra mehtâb giryân olur
Beklese haşre kadar gönül
Kaç kez bir şişe sâd pare olur
Ol salimâ dilşende bir sükût
Bülbül nâr-ı firkate ârif olur
Gözden ırak düşen kim dilde olur
Dilden olur dilde olur dildâr olur
28 Haziran 2012
Uluslararası Durum: Suriyedeki Rusya ve Türkiye
Rusya Akdeniz'deki tüm üslerini kaybetmeyi ve
Ortadoğu’dan silinmeyi istememektedir. Boğazlardaki tehlikeli madde
taşımacılığının ve savaş gemilerinin ölçüsüz trafik hacmi, alternatif yolların
uzunluğu, Süveyş civarındaki olası gelişmeler ve Kızıldeniz'de olup bitenler
Akdeniz'de konuşlanma imkânlarının geliştirilmesini ya da muhafaza edilmesini
Rusya açısından zorunlu kılıyor.
Hâlen iktisadî olarak desteklediği Kıbrıs Rum
Kesimi’nin AB'ye girmiş olması Rusya açısından lojistik, teknik sorunlara yol
açmış olabilir. Güney Kıbrıs’ın doğal gaz angajmanları ve yeni ittifak
arayışları sonrası İran'a karşı izlediği siyaset (son gözaltı krizi) dikkat
çekicidir.
Rusya oyunun dışında kalmamaya, Ortadoğu'nun
şekillenmesinde söz sahibi olmaya, enerji kaynakları ve yolları üzerindeki
insiyatifini kaybetmemeye dikkat ediyor.
Rusya'ya rağmen Suriye'ye (doğrudan) müdahale
edebilmek çetin bir iş.
Rusya dünya savaşına dönüşebilecek bir dış müdahale
ile değil, muhtemel bir iç savaş ile Suriye'yi terk etme durumunda kalabileceğinin
farkında. Rusya ile sorunu olanlar Suriye’deki muhalefeti desteklemeye
ağırlık vereceklerdir. Ruslar'la anlaşanlar ise doğrudan Esad'ın üzerine
gideceklerdir.
İzlenen reel politik çizgi Rusya'nın Suriye'den
çekilmesinin henüz göze alınamadığına işaret ediyor. Not edelim.
Rusya Suriye'deki üsleri sayesinde ortadoğu
üzerinden İran'a yapılabilecek bir saldırıyı bloke edebilme gücüne sahip. Tersi
de geçerli: Rusya’nın İran ve Suriye’nin bazı riskli çıkışlarını
engelleyebileceğini kabul etmemizde bir beis yok.
Rusya Türkiye'nin sık sık batı ile arasına
girmesinden fazla rahatsız değil, karşılıklı şekillendirme ve dispozisyon
belirlemeye açık duracak gibi görünüyor. Aynı anda insiyatif alanlarını
kaybetmemeye çalışması, rekabet etmesi ise eşyanın tabiatına aykırı
olmayacaktır.
Türkiye'nin Rusya ile daha fazla sürtüşmeyi
hedeflememesi elindeki imkânların darlığı ile alâkalı değil. Rusya ile
ilişkilerde az çok işleyen bir tarz tutturulmuştur. Yine de Suriye'de Rusya’ya karşı kuzeyde düşünülebileceğinden daha
fazlası (savaş hariç) göze alınabilecektir.
Amerika açısından Suriye'nin dönüşümünün Rus
üslerinin mevcudiyetiyle birlikte mümkün olamayacağının öngörüldüğünü
varsayabiliriz. ABD’nin Rusya ile çatışmayı gündeme almadan soğuk savaş dönemi
Suriye’sinin dönüşmesini, uluslararası iktisadî ve siyasî sisteme dahil
edilmesini hesaplıyor olması akla yatkın.
Suriye’deki olası dönüşüm ABD'deki birbirine rakip
duruşlar için farklı anlamlar taşıyor. Bugün ısınan iktisadî sistemi soğutacak,
lokal dinamiklerin önünü açacak, İhvân'ı AKP'lileştirmeyi düşünebilecek bir
çizgi siyaseti belirlemekte gibi görünüyor.
Esad bir ara bu gelişimi lehine kullanıp meclis ve
senatolu bir sistemde nusayrilere devlet başkanlığını, çoğunluğa da
başbakanlığı kotalamayı düşünmüş müdür bilemiyoruz. Lübnan'ın işleyişinin
Suriye'de bilinmediğini düşünemeyiz. Lübnanlaşma kaygısı mı hâkim olmuştur
şimdilik belirsiz. Tavizsizlikten mi, karar verebilecek durumda olmadıklarından
mı bir orta yol bulamadılar zamanla öğreneceğiz.
Önce Suriye ve Lübnan, sonra da Ürdün bir an önce
dünya iktisadî sistemine entegre edilmek isteniyor. Daha sonra ortadoğunun en
sorunlu, en belâlı alanına el atılacak gibi görünüyor, dünya iktisadını
"normalleştirme hamlesi” başarılı olabilecekse.
Yaşanan krizin modern dünyanın gelmiş geçmiş en
büyük krizi olması, siyasetin ve uluslararası dengelerin iki de bir
mühendislikle şekillendirilmesiyle sistemik regülasyon dinamiklerinin
yitirilmesi, iktisadî sistemin çöküş sinyalleri veriyor olması böyle bir
rüzgârı estiriyor.
Obama'nın seçimleri kaybetmesi halinde dahi ABD dış
politikasının klasik BOP yönüne doğru kaydırılmasının var olan iktisadî ortamda
sorumsuzluk olarak algılanıp iktisadî krizin bazı finans çevrelerinin
ayaklarına dolaştırılmasını bekleyebiliriz.
Türkiye Obama’nın, daha doğrusu Obama’yı
destekleyen siyasetin kaybetmemesi için açık seçik bir pozisyon almaktadır.
Türkiyenin cari açık sorunu bir süre daha dış destekle dengelenebilecektir. Bir
zaman sonra destek veren çevrelerden mantıksız taleplerin gelebileceğinin ya da
şartlar değiştiğinde destek veren ülkelerin baskı altına alınabileceğinin
hesaba katılıp katılmadığını, alternatif politikaların mevcut olup olmadığını
bilemiyoruz.
Burada Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan’dan
bahsetmememe şaşıranlar olacaktır: Şimdilik, Körfez ülkeleri ve Suudî
Arabistan’ın dünya iktisadî sistemine entegre durumda oluşlarına dikkat
çekmemiz yeterlidir. Hem pazar olarak, hem kaynakların üretime açık tutulması
anlamında.
Bazı ülkelerde dinamiklerin önünün açılması
cetvelle çizilmiş sınırların, hükümranlık alanlarının da değişiminin önünün
açılması anlamına geliyor. Bir çok gücün müdahale etmek için fırsat beklediği
alanlara daha detaylı müdahalelerin olması da şaşırtıcı gelmemelidir.
Ben dünya iktisadî krizinin aşılması işini
radikal demokratik bir insiyatif gibi görmüyorum. Olsaydı muhtemelen itiraz da
etmezdim: Var olan insiyatife değil, toplumsal dinamiklere güvendiğimden.
Elbette itiraz edebilecek kadar konuya vakıf değilim: ”Kenardan geçerken” olan
biteni anlamaya çalışıyorum o kadar.
Öngörüde ileri gittiğimde reel politik zemin
üzerinden kurallar ya da kuram çıkarıyor durumuna düşmem kaçınılmaz olacaktır.
Benim söylediklerim konunun doğrudan kendisinin üzerine (Tanpınar’ın
deyişiyle)”kapanmadan” önce yapılan bir ”envanter çıkarma”, kendi ”muhayyer
bakış”ına bakmadır, bakışı tasniftir.
Başka yol olmadığı düşünülüyor.
Alışılagelmiş kontrol,el koyma, abluka,
üzerine çökme yerine (biraz) daha liberal bir kaynak değiş tokuşu, pazar
interaksiyonu öne çıkarılıyor. Öldüğü addedilen ulusal devletlerin sorunlar ve
sorun alanlarıyla yüzleşen ve boğuşan (siyasetleri belirlemede etkin olan,
çatışma ve kapışma alanlarında çekirdekten yetişmiş olan)
"entellektüel" bürokrasileri; üniversiteleri, kriz yönetimini
üslenen çevreler bu pragmatiğe angaje diyebiliriz. İddiasız, doğası gereği
yanlışlanabilir bir varsayım olarak.
Rusya Obama'nın çizgisine karşılıklı
alışveriş içerisinde kendi insiyatif ve iktisadını güçlendirebildikçe,
geleceğinin karartıldığını düşünmedikçe fazla itirazda bulunmayacaktır.
Neocon'ların yeniden devreye girme ihtimali yüzünden pazarlıklarda ileri
gitmeyi de istemeyecek; gelişmeleri gözlemleyerek, alışverişi elinden
geldiğince yönlendirerek bekleyecektir. Enerjiyi dış politik araç olarak
kullanabilmesi daha esnek uluslararası politikalar izlemesinin önünü
açmaktadır. Bundan Avrupa ne kadar hoşlanır bilinmez, ancak soğuk savaş
repertuarından daha "ince" (sublim) bulacakları kesin.
Rusya'nın Suriye'deki varlığı bir başka
konjunktürde Türkiye'nin işine de gelebilecekken (örneğin BOP'un hayata
geçirilme ihtimalinde) bugün için rahatsızlık verici gibi görünüyor: Türk
Hükûmeti açısından önceliğin Obama yönetimi devredeyken yeni bir Neocon
müdahalesi ile bölge iktisadının irrasyonal’e çekilmeden hızla
şekillendirilmesi olduğu düşünülebilir. Bu varsayıma karşı en sessiz ve derin
kuşku kaynaklarından birisi İktidar Bloku’nun mayınlı tarla ”fikr-i sabiti”dir.
İnatla cevapsız bırakıldığını gözlemliyoruz. ”Paradigma” değişince ”projeler”
mi değişti, yoksa halâ gündemde mi tutulmakta, birileri pusuda mı bekliyor
bilen varsa bu inadın öncelik derecesini, geçerliliğini, bağlayıcılık nedenini
izah eder!
Rusya Suriye'den çekilmesini hızlandırıcı
insiyatif kullanılması halinde ABD seçimlerine dikkat edecek, Akdeniz'deki
varlığının iktisadını, lojistiğini, değişik kompozisyonlardaki gerekirliğini
hesaplayıp yeniden şekillendirecek, dünya siyasetindeki olası bir
u-dönüşe karşı pozisyon çeşitleyecektir.
”Varolan İnsiyatif” ideolojilerden,
ezberlerden, kin ya da husûmetten, kaynaklara el koyma hırsından çok dünya
iktisadını ve ekonomisini normalleştirme, rayına oturtma, pazarları ve
kaynakları açık tutma derdinden, tasasından, sıkıntısından yönlendiriyor gibi
görünmektedir. Rusya bu faaliyetlere göre politika belirlemektedir, bu siyasete
karşı değil: Bunun içinde ve buna eklemlenen bir rekabet ve kapışma anlayışı
ile.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

