Onlar sahiplerinin kuzularıdır. Onlar bütün dünyayı arka bahçeleri sanmaktadırlar.
Sahipleri azarlayınca, köşelerine çekilirler. Onlar havada kuş, yazı altında yorumcu, tavuk kıçında bit kadar çokturlar.
Onlar korkak, sinsi ve hain ruhludurlar. Yaraya ve acıya üşüşürler. Sana kutsal olanı kalkanları yaparlar. Mazlumların, haniflerin, insaflıların sırtlarına atılırlar. Destanımızda onların maceraları yoktur!
Paçandakileri silkele ve sahiplerinin suratına tükür: Isıran sensin, sırtımıza giren mızrak sensin, insanlığımızı doğrayacak bıçağı tavda tutan sensin!
Sorumlu tutulacak olan, lânetlenecek olan, kulağından tutulacak olan sensin!
11 Mayıs 2010
Finolarla Boğuşup Duracağına Sahiplerini Azarla!
Etiketler:
Fabl,
Görüş,
Siyaset Mektebi,
yetti artık yazısı
31 Mart 2010
Kızıldere
Unutmadık!
İnsanlığı unutmadık!
Bağımsız yaşayacak, bağımsız düşünceyi ayakta tutacağız!
İnsanlığı unutmadık!
Bağımsız yaşayacak, bağımsız düşünceyi ayakta tutacağız!
1 Mart 2010
Hançere Sırtını Vermek
Bin el hançere gider, bir el hançerle kalkar.
Bin hançere sırt verirsen belki birisi sırtına iner.
İnsan değişmez. İnsan kolay değişmez. Bin insandan bir kaçı değişmez.
Seni bir zamanlar sana diş bilemişler savunduğunda şaşırma.
Bin ısınmış kabzayı gören fazla yaşamaz. Ölenin ölüm korkusu yoktur.
Görme cesareti, duyma cesareti, anlama cesareti ve kininden vazgeçme cesareti insanı yiğit kılan.
Sana vuracak hançere sırt dönmen, insana sırt dönmemenden.
Ölüm ancak sorumsuzu yalnız bırakır. Başkalarının sırtlarından geçineni.
Dost, ahbap, muhip, sevgili satar da sırtına saplanmayı muhasebe etmiş, kinini soğutmuş, seni kardeş bilmiş satmaz.
Çetin yüzleşmelerden geçenler bilmez mi de ön saftan kaçarlar? Kovulmuşlar, itilmişler, atılmışlar, yüzlerine bakılmayanlar, kendilerine sırt verilmemişler seni, sendeki insanlığı savundular hep canla başla.
Yeter ki onlara insan kalma hukukunu teslim et.
Tek canın bile kalmamışken binlerce can seni taşımada.
Bin hançere sırt verirsen belki birisi sırtına iner.
İnsan değişmez. İnsan kolay değişmez. Bin insandan bir kaçı değişmez.
Seni bir zamanlar sana diş bilemişler savunduğunda şaşırma.
Bin ısınmış kabzayı gören fazla yaşamaz. Ölenin ölüm korkusu yoktur.
Görme cesareti, duyma cesareti, anlama cesareti ve kininden vazgeçme cesareti insanı yiğit kılan.
Sana vuracak hançere sırt dönmen, insana sırt dönmemenden.
Ölüm ancak sorumsuzu yalnız bırakır. Başkalarının sırtlarından geçineni.
Dost, ahbap, muhip, sevgili satar da sırtına saplanmayı muhasebe etmiş, kinini soğutmuş, seni kardeş bilmiş satmaz.
Çetin yüzleşmelerden geçenler bilmez mi de ön saftan kaçarlar? Kovulmuşlar, itilmişler, atılmışlar, yüzlerine bakılmayanlar, kendilerine sırt verilmemişler seni, sendeki insanlığı savundular hep canla başla.
Yeter ki onlara insan kalma hukukunu teslim et.
Tek canın bile kalmamışken binlerce can seni taşımada.
23 Şubat 2010
Kenardan Geçmek

Kapı çalıyor, burada değilim. Orada da değilim. Başka bir yerdeyim.
Aradıkları ben burada yok, bir ben olarak yokum. Bir sorumluluk olarak. Bu bir atlatma hali değil. Ne kızma var ortada ne de küsme. İyi haberlere sevinecek, yanlış işlere kızmayacak bir genişlikten bakan bir hal.
Önümden geçen, aklımdan geçmiş gibi, karşımda değil de. Hafsalamdan selamlıyorum, söyleyeceğim bir şey yok. Söylenmiş, söylenebilir, temenni edilebilir şeyler var. Varlar. Mevcutlar. Yok saymıyorum. Bir karşılaşma halinden çok hatırlama hali. Hatırlamada karşılaşır gibi olma.
İnsanlar bir yerde, benim gibiler bir başka yerde, kendi halinde, kendi çırpınışında, kendi anlayışında.
Bir zamanlar anlamam anlayışımı tartışmaya açmamla mümkündü. Derimi önlerine sermemle. Şimdilerde anlamam sonuçlandırılmayan, nihaî haliyle formule edilmeyen, dile getirilmeyen bir çalışma, işleme ve işlenme halinde.
Derdim kendi derdim. Dayanışma başkalarıyla dayanışma.
'Herkesin kapısı'nın arada bizlere de açık tutulması aman ne külfet. Bir yerde ders vereceksek, bir yerde yazacaksak aman ne büyük ulûfe.
Konuşmamız gevezelik, herkesin bildiği şeylerin tekrarlanması. Susmamız ukalâlık.
Oysa bıraktık çoktan, yol sizin, meclis sizin, dil sizin, meydan sizin.
Kenardan geçiyoruz da, aslan payını kendimize biçerek, yanılsayan bir tevazuyla.
Doğrulara yanlışlara anlayışlılığımız içinde. Gündüz hayalimizde, gece düşümüzde. Tutkun arkadaşlar sanki yanıbaşımızda.
Ağam hey! Hey.
17 Ocak 2010
Hakikate Sadık Oluş
Hakikate sadık oluş aynı zamanda hakikatine de sadık oluş.
Hakikatine sadık oluş, hakikatinin bir haline yapışıp kalma değil.
O değişkenlikte, kırılganlıkta, ele avuca kolay geçmezlikte veya elde avuçta kolay kalmazlıkta sebatla hakikatin kendisini çiçeklendirişine açık oluş.
Sadakat hakikate sadakat olmadığında, sadakat hakikatli olmadığında neye sadakat olur, nasıl sadakat olur, kavrayıcılığının kavranması pek mümkün görünmüyor, Efendim.
Hakikatine sadık oluş, hakikatinin bir haline yapışıp kalma değil.
O değişkenlikte, kırılganlıkta, ele avuca kolay geçmezlikte veya elde avuçta kolay kalmazlıkta sebatla hakikatin kendisini çiçeklendirişine açık oluş.
Sadakat hakikate sadakat olmadığında, sadakat hakikatli olmadığında neye sadakat olur, nasıl sadakat olur, kavrayıcılığının kavranması pek mümkün görünmüyor, Efendim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
