2 Eylül 2009

Yolda Bıraktıklarınla Yolda Kalan Sensin!













Yolda bıraktıklarınla yolda kalan sensin.


Bir bekleyeni olmayansın sen.


Bir bekleyeceği, bekleyebileceği olmayan.


Ağlamayı, inlemeyi, sızlamayı, affedilmeyi, kendini affedebilmeyi beklemeyi bırak artık.


Yaşın kemâle erdi. Söyleyebileceğin az çok bir şeyler var. Başucunda bekleyebileceğin kimsesizlerin.


Kül tenekelerinin yanına kıvrılan kedileri selamla.


Mahallenin delisini örten sokak köpeklerinin önünde eğil.


Yollar, iskeleler, erkenci kahveleri, çardaklar yolda kalanlarla dolu.


Sen ne bekleyensin, ne de beklenilen.


Sen yenilmiş bir kişisin, yenmiş bir kişisin.


Harabenden yükseliyor fidanın, dinle çıtırtılarını.


Her şeyin bir zamanı var.


Zamanın geliyor, zamanın geliyor.


Çiçek açacaksın, meyveye duracaksın.


Kuşlar didikleyecek, taşıyacak çekirdeklerini ıssız adalara.


Zamanını bil, zamanını bil, zamanını bil.


Meyveler ayaklarının dibine dökülür, çürür, ekşir de sana döner.


Ziyan yok, ziyan yok ortada.


Çıplak güneşte kavrulacak fidanlar yetişecek gölgende.


Gölgen onları zayıf bırakana kadar.


Kökleri sana su bırakmayıncaya kadar, üzerlerine yıkılıncaya kadar bekleme, sal onları yollarına, bırak dört bir yana taşısınlar bahçıvanlar, meclisin her daim dizinin dibinde olamaz ya?


Yolda kalanlara gölge ol.


Yola çıkacaklara gölge ol.


Kendi eteklerine, gövdene, toprağına gölge ol.


Kendi sularını yapraklarında havalandır.


Kuşları barındır, doyur, misafir et cıvıltılarını.


Uzak ülkelere yolcu et, selam gönder dört bir yana.


Ve selamını al, başka bahçelerde kök salanlardan, kuşlar, kuşların döndüğünde.


Kendine düşmanlığı bırak, kendine acımayı bırak, kendine kızmaya ara ver.


Beklememe beklenmemenin zamanından, yolculara durak olmaya yeşermektesin.


Toprağını sıkı tut, yemişini esirgeme rüzgardan çamurdan.


Bahçeni bir arada tut, sele verme, seli ağırla, yele verme, yeli ağırla.


Sende duraklamak yolda kalmak değil, senden yola çıkmak yola çıkmak değil.


Bazan bir kavağı, kirazı, çınarı, tekerceni, devetabanını bekler tüm yeşeriş.


Yeşeren birbirine tutunur, birbirinden yol alır.


Göçler sana gelir, senden gider.


Sel eteğinde göle döner, yel serinletir.


Gelen cıvıltıyı dinle, vefasızlıklarından bu doğarsa, ey dost, vefandan neler doğmaz?


Acını terket, acını terket, acını terket.


Kendine dön, kendine dön, haydi kendin ol.


Kederden bayram çıkar, meyvelerini sun, cıvıltıları sun, sun çiçeklerinin kokusunu.


Günahsız kimse yok, birisini yolundan etmemiş kimse yok, gelenine kapısını açmayı unutamış kimse yok, kırgın olmayan kimse yok, kadri bilinmiş kimse yok, kadirbilir kimse yok hayatta.


Haydi, meyveye durma zamanın yaklaşıyor, fazla zamanın yok, yasla geçirecek zamanın yok.


Rüzgarla raks et, rüzgarda raks et.


Aşka ev ol. Yeşerene gölge ol. Duraklayanı doyur. Yorulanı dinlendir. Haberciler bırak konuşsunlar sabahlara kadar. Sabahlara kadar susmasın bülbül. Yar bahçedeymiş, değilmiş ne gam. Onlar senin uğultunu taşıyan misafirler. Onlar yayılan söz. Yayılan aşk. Uzak kalmayacak hakikatine.

Ve ulakların nerelere varabildiğine ulaşamadan bitecek zamanın. Zamanımız bitecek. Zaman bitecek.


Serinliğin düşen meyvelerinle kanat gerecek toprağına. Kuru gövdeni marangozlar işleyecek. Kabukların üşüyenleri ısıtacak. Yare sen de kavuşacaksın, sen de yarine kavuşacaksın, sen de kavuşacaksın.



(Online yazıldı, yeniden okunup düzeltilmedi)