23 Kasım 2006

Kendini Kurbağa Sanan İnek


Kantın dehası, aydınlanmıştı. aydındı. Kant'ın estetiğinin eleştirisi, dehanın yerine öznelerarasılığı kavramış bir usul, ölçü, tad, had, dur durak bilen bir şahsiyet, şahsiyetlilik getirecekse amenna!

Üniversitelerimiz, parlak sözler edebilen, hakikatle sınanmayan, hakikatle kendini ve düşüncesini sınamayan nesiller yetiştirmekle meşgul.

Parlak, şık, zarif entellektüel sanatlar hidayete ermiş kumrular gibi uçuşuyor.

Şık söz, pişirildiği mutfaktakilerin bazan gözünü kamaştırıyor olmalı. Bazan da tav tutmuyor, tava yanıyor. Ufuk tutuşuyor. Ufuksuzluktan konuşuluyor. Bazan? Yani çoğu zaman, zaman zaman.

Oysa tutuşan retorik, anlaşmanın, anlatmanın retoriği değil. Retorik hakikate bulaşanın, hakikate açılanın, düşünenin, dinleyenin, anlaşmaya, anlatmaya çalışanın ağzı, dili.

Kültüre, deneyime, hayata, insana, başkalarına kapalı bir deha ne söyleyebilir ki bize? Hangi itiraza açıktır? Hangi itirafa?

İtiraz, bir bozguncu unsur, bütünlüğü bozucu kirlilik olarak görülmek üzere!

Düşünceler, disiplinler, araştırma gelenekleri, ve araştırılan alanların bilgisi, alanlara gerekli ilgiler, tavır gelenekleri ya da birikimleri birbirine ulaşamıyor.

Derdi olmayan insanlar güzel konularda güzel güzel yazıyorlar. Ama ortada yazı yok! Konu yok! Fikir yok! Eleştiri yok! Yok ki yok!

Eleştireller eleştirel dergiler çıkarıyorlar. Hep tema dergileri. Özel sayılar. Bu şu demek oluyor yenilerde: Gelecek sayıda eleştirinizi yayınlayamayız. Geçen sayıdaki gaflar, açıklar geçmişte kalmıştır. Yeni bir sayfa açalım. Sen, ben, bizim oğlan.

Eskiden, kendine yönelik eleştiriyi kendi kapsamına alabilen, okul işlevi görmiş dergiler de tarikatlaşıyor. Tek seslilik. Yalnız "aykırı"ya değil, kendi mantığıyla bile kendisini eleştiriye kapalılık. Bu bir kapanma, gizlenme değil. Konuşanı kapatma, sesini kısma, gizleme eylemi.

İktidar sözcüğü çok kullanılırdı eskiden. Aydın çevreler, aydın gruplaşmaları kamuoyu oluşturma rollerini keşfedeli beri, iktidarsızlığın iktidarını kurar oldular. Söylem kısır olanı çevirip durmakta. Böyle iktidar olunuyor. İktidar yapan, iktidarı yeniden üreten, iktidarla kuşatan iktidar.

Bu arada, iktidar olmayan iktidarlar da, aydın iktidarlar. Bu hallerinin, iktidarlarını söndürmesi, asli rollerini öğütüyo olması yüzünden.

Kurum, gelenekler, bilgi, disiplinler arası eleştirel alışveriş bir kamuoyu oluşturma, proje satma ya da alma furyasına kurban edildi.

Eskiden türkler türke propaganda yapardı. Şimdilerde global köyden global köye mesaj şişesi gönderiliyor. Ciddiyet, araştırma, eleştirel duruş bu ve bu kadar!

Öğrenciden öğretim üyesine, projelerden, eserlere, dökülüyoruz!

Bu işin eskiden nasıl yapıldığını bilenler varsa bir taşra üniversitesi kurmalılar. İlgili, bilgili öğrenci gene hayat didişmesinde olan öğrencidir galiba.

Araştırmacı yetiştirmek yurdışına delege edilmiş durumda. Çık git. Ne yaparsan yap. Geri dön. İşimize gelirse. İşinize gelirse.

Sömürgeleştik! Meraklı öğrenciye kapalıyız! Bu okul halka kapalıdır! Yalnız üyelere açıktır!

Aklı başındalar, parlak akademisyenler yurtdışında mı? Hayır! Yurtdışında aydın neredeyse yok! Onları sefil eden de "yurt içi"nin olmayışı.

Kültürsüz, kendi diliyle yazamayan, yabancı dillere de diliyle ilişkisindeki lekeleri aktaran, derecelii parlak, hırslı gençlerimiz var. Proje zengini üniversitelerimiz. Beşik kertmesi kürsülerimiz. Yayın Kurulları asla değişmeyen dergilerimiz.

Ama düşünmeyi unuttuk. Okumayı, dinlemeyi, seyretmeyi, izlemeyi, sohbeti, konuşmayı, eleştirel sanatları unuttuk.

Bunları gene hayata dönerek, hayat dünyamıza dönerek, diğer entellektüel gelenekleri farkederek gündelik düşünme pragmatiğine taşıyacağız.

Kurumlarımızı, kitle iletişim devrimimizde kaybettik. Yerine yenilerini çıkarıp, tedavülden çıkarmayacaksak, bu iç boşaltmaya, teslimiyete, bu ihaleye karşı çıkalım!

Haydi Üniversiteye!

Haydi Dergilere!

Haydi, tevazuya. Kurbağa asla inek olamaz!

Belki bir de itiraz! "Biz hiç kurbağa olmadık ki?"

Evet. Kendini kurbağa sananlar, ya da kurbağa olup da şişerek çağ atlayacaklar değil de, şişkin kurbağaları bile inek sanıp, onlara benzemeye çalışan, kendini kurbağa sanan inek daha şaşırtıcı, daha şaşkın.

Deha önemsiz. Kendi başına deha daha da önemsiz. Sorumlu, saygın, kültürlü, mütevazı, çalışkan ve de düşünen insanlara ihtiyacımız var deseydik bir yerlerden çıkıp gelirler miydi acaba?