19 Mayıs 2009

İnsansızlık ve İnsafsızlık Kültürü Olarak Dinlemecilik, İzlemecilik


Herşeyi bilen, herşeyi gören, akıldan geçene/geçeceğe/geçmişe sahip olmaya çalışan bir duruşla karşı karşıyayız.
Bize şah damarımızdan da yakın olacak. Ama ne merhameti, ne bağışlayıcılığı, ne sunduğu bir edep ne de rahiplerine, sürdürücülerine şart koştuğu bir deontoloji olacak.
Söylenip rahatlatan, daha düzgün karar almayı sağlayan söz’e, söz alışverişine; mahrem’e; terapeftik olana; yenilmeye, aşılmaya çalışılana; özel olana, geçmişte bırakılana karşı hiç bir hassasiyet olmayacak.
İnsanı, toplumu, hukuku, demokrasiyi savunma adına yapılanlar, tersini savunma için yapılanı aratabilecek. Bütün toplumlar belli yollardan kimin hangi saatte geçtiğini, geçenin gen kodeksini, mektubatını, banka hesabındaki hareketleri, düzelttiği yazılarından çıkarılmış kısımları, aldığı ilaçları bilecek. Bunu kaza anında kullanmayacak. Güvenlik için depolayacak.
“Güvenlik Dini” çarkı güvenlikle uğraşanları da fişleyecek izleyecek. İzleyenleri izleyenler de izlenecek fişlenecek. İnsan sonunda aradan çıkacak, çıkar sanılacak. İnsana, kurumlara gereken kuralları bu otomasyondan bekleme hakkımız olmadığı düşünülecek.
Herşeyi bilmek, herşeyi kaydetmek, herşeye sahip olmak, sözde düşünce okuyan ilkel aletleri havaalanlarına, marketlere, sorgu odalarının dışına yerleştirmek artan güvenlik ihtiyacımızın değil, kök salan bir güvenlik dininin sorgulanamazlarından.
İşkence, ispiyonculuk, hafiyelik kültürlerce dışlanabilir; hukuk anlayışlarınca yaptırımda bulunulabilirdi. Şimdi ne bir hak, ne bir meslekî ahlak öngörülüyor. İlkelleşiyoruz.
İnsanların mahrem konuşmaları hukuki düzlemde teşhir edilmeye başlandı, özel hayatlar gazetelerde asılıyor, sidikli bir çarşaf gibi teşhir ediliyor. Dedikodulardan, özel konuşmalardan tepkiler derlenmeye çalışılıyor. “Sizin için şu söylenmiş!” denildiğinde, “kaynak meşru değil!” diyenler ne kadar az.
Propaganda, toplum mühendisliği şirk sibernetiği lehine emekliye ayrılma durumunda.
“Güvenlik Tanrısı” kendisinden başka kimseye güvenlik, hak, hukuk, özel hayat tanımadan hükümranlığını yayıyor.
Bu “Olmayan”ın ruhban sınıfının hiç bir yükümlülüğü yok.
Kayıtlar nasıl temizlenecek. İnsan’ın aklından geçen fikri midir, zikri midir, eylemi midir hiç bir önemi olmayacak. Pırasa gibi aklı saf tutmayan yanacak. Hayali geniş olan iyi insanlar yanacaklar. İyi kalpli haydutlar durumdan pek yararlanamayacaklar.
Teşhir eden de teşhir edileceği, kimin mazlum, kimin mağdur ya da mağrur olduğu bilinmeyen bir dünyaya doğru gideceğiz.
“Suç önleme” gibi gerekçelerle meşrulaştırılamayacak bir mekanizma kuruldu, geçmiş olsun.
Bu mekanizmaları “milli güvenlik” gibi gerekçelerle sömürgeleştirenler de yakında şikayetçi olacaklar. Bilerek, bilmeyerek karar verenler.
Vatan, millet, sakarya aydınları; soğuk savaş teologları da işe gelmeyeni yaptıklarında söylediklerinde düşündüklerinde terleyecekler. Bu sistemin kalbi, insafı, dur durağı yok.
Tereddüt edemeyecekler, başlarında sallanan bir kılıç olacak.
Sistem sorgulandığında, sistemin ruhban sınıfı da kana aç topluluğun önünde aslanlarla boğuşturulacak. İlkelleşiyoruz. Bir kişi bile araçsa, herkes araçtır, yeniden.
İnsanı eyledikleriyle, eylediklerinin toplamıyla yargılayan, kusurlarımıza saplanmadıkça gece gibi örtücü, sakınıcı olan bir ilahi yargı, arenalarda yargıyla değişecek. Bazan devleti koruma, bazan demokrasiyi savunma, bazan tepedeninmeciliği ortadan kaldırma, bazan demokrat başıbozukluğa otoriteden müdahale adına. Bazan dinden kurtulmuşluk, bazan dini galebe getirme adına.
“Niyet önemlidir” dediğimizdeki niyeti aşmış durumdayız. Bazan öncesinden, bazan sonrasından konuşuyoruz. Akıl fikirsizlikten. Çok bilmişlikten. Gözü karalıktan ve kararmışlıktan.
İnsan bir kere düşünceyi, düşünceliliği, aklı başındalığı bıraksın, rekabetin imperatifleriyle, kölelik hukukuyla eylesin gerisi gelir.
İnsanlık bir ödevdir. İnsanlık şartımızdır. İnsan emek, emekleme işidir. İnsan toplumludur. İnsan oluş ahlaklı oluş, hakkani oluş, farkında oluştur. Konuşmanın, koklaşmanın, anlaşmanın, dayanışmanın dilinde çiçek açıştır.
Yepyeni bir din, ruhban sınıfına hiç bir yükümlülük vermeyen yepyeni bir hukuksuzluk, ilkellik, vahşet dini yerleşmektedir, Ey İnsan! İnsanlık terkedilerek vatan, hukuk, demokrasi, devlet, din, aydınlanmışlık, insani yükümlülükleri olan hiç bir duruş ve tavır ayakta tutulamaz!
Kendini sonsuzlaştıran bu anlayış yenilmedikçe; insan eti çiğnemeyen bir duruşla gözden geçirilip eleştirilmedikçe medeniyet kuyruğunu yutan bir sisteme dönüştürülmektedir. İnsansız ve insafsız kalarak ortadan kalkacak olan.
İnsanı, insaf’ı, hukukun üstünlüğünü, dayanışmanın ahlakını bir kenara atarak, reel politika yapılabileceğini düşünerek, kurnazlıkla zalimi ya da haklıyı alaşağı edebileceğimizi düşünerek gidebileceğimiz bir yer kalmadı.
Vahşi, ilkel, insansız ve insafsız bir din yaratıyoruz. Herşeyi bilme, herşeye hakim olma, herşeyi kontrol etmenin dini. Kontrol dini.
“Determinizm ile Özgürlük bağdaşır mı? İndeterminizm ile Özgürlük uyuşabilir mi?” tartışmalarını çok arayacağız. İnsanlık, genetiğinden, zihin akışından itibaren zincire vurulmak üzere. Bu “hiç de ırkçı olmayan, pek çok aydınlanmış, kurtulmuş, hidayete ermişlikten dem vuran, milli, muhafazakar ve bilimselleşmiş” dünyada.