27 Aralık 2006

Sınırları Cetvelle Çizilmiş Düşünce Topluluklarında


Yazılarımın çoğu henüz bitmemiştir, son nokta konulmamıştır. Bu yüzden hâlâ bana aittirler, sokağa salınmalarına zaman vardır. Kavramlar herkese hitap ettiğinden karmakarışıktır. Gündelik dili; felsefenin, mesnevînin dillerini; eski ve yeni edebiyatların imkanlarını yerine göre kullanmam gerektiğinden, herkese açık bir söylem daha fazla gayret istiyor. Meselâ, yoklukta varolmak ya da varlıkta yokolmak gibi kavramlar bazan aynı düşünceyi, bazan bir dil oyununu, nükteyi, ya da kontrastı ifade edebilirken konuşmak kolay mı? Hem de bu imkanlar dünyasında konuşmak daha velûd.

İlk defa kendi adımla ortaya çıkıyorum, elbette tereddütlerim var. Bu güne kadar tutarlılıkla engelleyenlerin bildiğini, tanıdığını halkın da tanımasında bir sorun yok sanırım.

Ben ladinî-dinî kavram, siyasî-sosyal çevre ayrımı yapmamaktayım. Sarhoşlara da konuşurum. ayıklara da. Bir çobandan öğreneceğim varsa, herşeyi bırakıp yanına bağdaş kurarım. Olabildiğince hemen, olabildiğince şimdi. Aceleye de gelmem, getirmem, tavrım budur.

Meyhanedeyse içten sohbet, meyhaneye giderim. Sıradan bir hayat yaşamaktayım. Ağır işlerde çalışmaktayım. Ulaşmaya durumum el vermese de, daha geniş, daha farklılıklara açık ortamlara, topluluklara hasret duymaktayım. İçinde konuşabileceğim, içinde konuştuğumun konuştuğu çevreler henüz oluşmamıştır. Böyle bir ilgi de yoktur. Ne yapacağımdan çok ne yapmayacağım bellidir: Sınırları cetvelle çizilmiş düşünce topluluklarına esir olmayı reddediyorum.

Kendimizi gizli tutmanın, kaybolmanın anlamı yoktur. Bizler de varız, hep vardık. Engellendik, susturulduk, yok sayıldık , yok edilemedikse de (ey halkım, unutma bizi!). Biz hep sessizce katkıda bulunduk.

İnsanların olduğu gibi görünmemesi, göründüğü gibi olmamasının aynası aşk üzerine söyledikleridir, eyledikleridir. Aşksızlardan çok çektik.

Söylemek eylemektir, eylemek de söylemektir.

İnsanların eteklerine yapışamıyoruz. Kitaplara, fikirlere tutunuyoruz, çaresiziz. İnsanlara, insanlarımıza güven duygusu bir yeniden sosyalleşme gerektirmektedir neredeyse.

Hakikî olanın, hakikatli olanın, olduğu gibi görünme derdinde olanın da kardeşiyim, olmayanın da. Habille de Kabille de.

Göründüğü gibi olmak zordur. Oluş zor zenaat.

Her söylediğini kast edeni dinlerim. Kast etmeyeni dinlememek mümkün mü zaten?

Söylediklerimizi yaşatacak bir toplum yoktur. Köklüyüz ama kökümüz toprağın dışındadır, rüzgara, fırtınaya açıktır. Halklılıkla haklılık bazan örtüşmelidir.

Söylediklerimi, yanlışlarıyla doğrularıyla bu dile bir kaç anlamıyla hakim olan herkes söyleyebilir. Ben bir aracıyım, arayıcıyım. Hataların sorumluluğu bendedir. Hakikî olandaki hakikat benim değildir, daraltan, az daraltan benim. Yakalayabildiklerim bir marifetten değildir. Bir emekten, açıklıktandır. Yeterince açık olmak, yeterince dürüst olmak, yeterince olmak mümkün değildir.

Olunanla yetinmemek lazım.

Söylemekle yetinmemek, üzerine düşünmek, üzerinde çalışmak, başka ufuklarla karşılaşmaktan korkmamak lazımdır. Geleceğimizi böyle şekillendireceğiz.

Aşkın ufku, sözümüzü söndürenin de, yeşertenin de mekânıdır!