28 Ekim 2007

Cumhuriyet




Harp yıllarında doğup büyümüş erkekler rollerini bilmezlerdi, gereğinden fazla serttiler. Kadınların arasında büyümüşlerdi.

Savaşın, çilenin, yokluğun, kıtlığın içinde.

Cunhuriyet savaş çocuklarının umuduydu, gözbebeğiydi.

İlelebet savaşsız, işgalsiz yaşama düşü kurmazlar, gelecek düşlerini, çocuklarının geleceklerini çileye dayanıklı yetiştirme üzerine kurarlardı.

İnşa, imar, yerleştirme, yarın gibi sorunları vardı.

Ülke ne kadar değişti. Yarınsız yaşayan bir gençlik, sınırlarımızdaki savaş, ama eskisi gibi tebaasına düşman bir aydın, aydını olmayan bir gelenekçi populizm, soğuk savaşın ihtiyaçlarına göre şeklillendirilmiş bir devlet aygıtı, yani başkalarının ihtiyacına göre, kendini dünya vatandaşı sanan, hiç bir eleştirelliği, uyanıklığı olmayan popüler kültür bağımlıları, sendikasızlık, zenginlikle onaylanan dindarlık, hoyratlık, komşusuzluk...

Umutlu olmamız için neyimiz var taşradan başka? Bu ülkeyi hep ayakta tutan, sömürgecilere kendini asla beğendiremeyen taşra. İncelikleri, mahcubiyeti, dayanışmayı, geleceğimizin olduğunu hesaba katabilen, her savaşta talan edilen bir taşra.

Kendi dilinde bile espiri yapamayan bir gençlik, özel üniversiteler, diyet saplantısı, anoreksi, cinselliği olmayan, cinselliğini bilmeyen ama vücutlarını çölgeçen hanına çeviren acılı bir gençlik, alkol komalarına sokulmak üzere olan bir üniversite, fonları öğrencilere tercih eden öğretim üyeleri, dayatmaları kuramsallaştıran tuzu kuru vakıf aydınları, dış politikada yer alan tarikatlar, kendi halkına, komşusuna acımayan, başkalarının rüyalarına aldırmayan bir maymun iştahlı açgözlülük, kaç kurtulculuk, yabancı damat gelin furyası, paragözlük, açgözlülük, had durak bilmezlik, aidiyeti tapu dairesinden geçiricilik.. Şiddetçi kanlı kinli gerilimci, hastalıklı bir estetiğe bağımlı, ama sokaktan korkan bir pısırıklık.

Ülkemiz işgal edilse, bayraklarla karşılayacak alçaklar az değil diye düşünürdüm. Yanılıyormuşum. Üşenirler. Fersizler. Uğraşmazlar. İnternetten izlerler. Birbirlerine dünyayı dar ederken farketmezler.

Dili, anlatacak derdi olan öğrenir. Ne konuşacağı, ne söyleyeceği olan, kilişelerle sömürgeleşmişliğin tescilini yapan, kes yapıştırıcılığı özgünlükten ayırd edemeyen, kendi düşünenle, ezberden konuşanı ayırd edemeyen, bütün akıl fikir testlerini en yüksek başarılarla geçen, ama, kıt zekalı sandıklarının çözebildiği sosyal sorunları çözemeyen kavrayamayan, farkedemeyen bir hafiflikle övünüyoruz.

Özel üniversite furyası, oniki eylülcülük, modern hayatımızı, yeme içme bilmez, insan içine çıkamaz, bakamaz, konuşamaz, anlayamaz, depressif bir gericilik kraterine döktü.

Halkına tiksinerek bakan, şarkılarını söyleyemeyen, sokaklarında dolaşamayan ürkek, titrek, oyunu kullanmayan, tavrını alamayan, ama banka hesaplarını idare edebilen bir sorumsuzlukla gurur duyuyor olmalıyız.

Bu gençlerin kabahati neydi?

Neden onları teslim ettik?

Neden onları sokağa, yurtdışına, büyük biraderlere, senden elektrikleniyorumlara, kaynanalara, yabancı gelin damatlara attık? Dayanışmanın, kardeşliğin yataktan geçmediğini, özgürlüğün fikir özgürlüğü, duruş özgürlüğü, tavır özgürlüğü, dayanışma özgürlüğü olduğunu öğretemedik?

Neden onları sanal hapisanelerine, önyargılarına, tabu ve korkularına teslim ettik?

Karanlıktan korkan ilkeller gibi, elektrik kesilince sosyal hayatı kalmayan gecekörlerine, yarasalara çevirdik?

Cumhuriyet adınaymışcasına, cumhuriyet içinmişcesine, sağı solu asıp keserek, ortalığı kırıp dökerek konuşan bir retorik, hakikate sırt dönen hamasiyat, liberal peygamberlik hepsi hepsi bu rezilliğin, bu esaretin, bu dökülmüşlüğün suç ortakları, gardiyanları!

Gündelik hayatımızı yerlerden kazımak, insanları karanlıklarından, esir edildikleri yakalandıkları ağlardan kurtarmak zorundayız. Komşuluğu, dayanışmayı, mahcubiyeti, ilgiyi, ihtimamı, sorun çözmeciliği akıllılık olarak görmeyi yeniden yerleştirmek zorundayız.

Alınteri, eşitlik, adalet, hukuk, özveri yeniden telaffuz edilmeli!

İşgal edilmişten beter durumdayız, bu sürüngen hayatı silkelemek zorundayız!

İnsanımızı ayağa kaldırmak durumundayız!

Bir gençliğimiz, bir yarınımız olmalı artık!