14 Ocak 2007

Batının Doğusundakilerin Geleneksizlik Hülyası


Geleneğin dışında kalıp geleneğe dokunamamak sadece bir kurgu. Geleneğin dışından konuştuğunu sanıp geleneği eleştirmekten mahrum olanlaraysa veyl.

Gelenek içerden ya da dışardan değil, bir farkındalıktan eleştirilir.

Gelenekten konuşma temelsiz bir muhafazakârlık da olabilirken, gelenekten konuşmama hülyası her daim sorunlu ve köksüz bir muhafazakârlıktır: Birincisi akıntının farkındayken onu kutsar, ikincisi onu reddederken, hayatı onu konuşur. Akıntıya kapılmalarında kapılmaları, kapsanmaları, içinden konuşmaları reddetmektedir. Birincisi eylediklerinin sorumluluğunu üstlenmek durumundadır, ikincisi bir açıklama modeli kurar. Anlama da reddedilebilir, hayat budur.

Çarpıtılmış, yamultulmuş, tahrif edilmiş hakikat, sadece bir hakikat müsveddesidir. Hakiki hakikat kimsenin cebine, aklına girmese de, bir kenarından yakalanmış, geçici, bir yerden bakılarak bir tarafı açığa çıkarılmış bir hakikattir: Sınırlı sonlu insanın emek vererek, açık durarak, açıkta durarak, derisiz kalarak, düşünerek, çırpınarak, tanım veya kuramla belirlemeye çalışmadan ulaşmaya çalıştığı hakikat ya da hakikat kırıntısı.

Gelenekten bağımsızlaşmış, özgür ve saf akıl belki aşkın akıldır. Hiç bir birey onu taşıdığı iddiasıyla başkalarını gülümsetme hakkına sahip değildir. Düşünce yanlışlıklar komedisi değildir, ciddidir, emek ve sorumluluk işidir. Varolanı, içinde hapsolduğumuz şartları red ediş, hapisaneden kaçış hayalidir, hayalle dünyayı değiş tokuştur, bir projeyle değil.

Stalin, red ettiği geleneğin esiriydi. Marx'ın yanlış bilinç dediği, tanımla kuramı karıştırma, gerçeklikle soyutlamaları örtüştürme fikridir, hayatla aklı sınamamayı seçiştir, bir yanıyla.

Tamamen dışında olduğunu iddia edenlerce tahrif edilmiş, ya da tanımlanarak dondurulmuş dışlanmış geleneğin eleşirisi, aydınlanmanın veya studium humanitatatis'in açıklık ve yanlışlanabilirlik iddialarından nasipleniyor olamaz.

Cevap beklemeyen, itiraza ve daha iyi gerekçeye kapalı, hep son noktayı koyup meseleyi kapatmanın ufku anlamanın, anlaşmanın, tartışmanın ve en kötüsü hakikatin ufku değildir. Hakikate açık ufuk değildir. Her anlama bir anlamda ya da bir yanıyla yanlış anlama olsa da, her hakikate sahip olma, dondurup hapsetme iddiası bir anlamıyla dahi doğru açıklama değildir. Değildir çünkü, tartışmaya kapalılığın ufku, "ben söyledim nokta!"ların, "biz böyle düşünüyoruz, itiraz eden Marko Paşaya gitsin!"lerin dünyasının ufkudur. Bilimsel söylem, bilimin ya da düşüncenin, bilginin geçerlilik dünyasını rededemez. En basit ve anlamsız görünen bir önermedeki, hatta tek kelimelik ,ifadelerdeki ayrıştırılabilir vurgular, bu uzun cümlelerde, hakikatinden koparılmış, hakikat içeriği boşaltılmış iddialardan daha ciddi iddialardır, dilbilimsel bir mizaha kaçarsak.

Modern zamanlardaki düşüncemizin hali, vakti ve ruhu bu içi boşaltılmış, tek kale, seyircisiz oyunun boş tribünlere aksinde yatmaktadır.

Gürül gürül bir eleştiri, ne içindedir, ne de dışındadır zamanın. O cılız akmayan bir nehrin hem içindedir, hem iki kıyısındadır, ufkunda ve bütün adacıklarındadır.

Düşünür, o nehirde yıkanan yukardan da bakabilen bir kuştur. İçinde yüzen, bazan oltaya takılan, avlayan, avlanan balıktır. Dipte törpülenen taştır. Derinde kaynayan kumdur. Bir sevgiliye selam götüren şişede kağıttır. Bir bent'e yuva kuran samurdur. Bir köprüdür. Köprüdeki insandır. Adacıklardan birisidir, birisindedir. Su içen, yalanan kedidir. Ufkun kanamasını seyreden yaşlı adamdır. Saçı ağarmamış doğan çocuktur. Söyleyeceği söz olan birisidir. Dinleyen, tartışan, konuşan, yaşayan, yaşatan birisi.

Felsefe hükmetmek değildir. Hikmetle eylemektir. Hikmetli eylemektir.

Donduran ufkun doğusu da batısı da, batıyı da indirgeyen, sömürgeleştiren bir batılılıktır ve batıldır.

Batıyla doğu, çileyle hakimiyetin, hikmetle bilimin buluşmasından da derinlerde olan sıradan, kolay ele geçen bir yüzeydedir. Bunca zorlamanın ve zorlanmanın hikmeti nedir?

Doğu doğu olmayı reddetmelidir, bir yerin doğusu olma babında. Her batı başka bir yerin doğusu olsa da, bir doğular doğusu kaynak, kaynakların kaynağı olsa da, her kaynak bir başka kaynağa çıkabilmelidir.

Dünyayı, dünyaları birleştiren bir ufuk nice ufuk kaynaşmalarından geçecektir.

Tartışma, köprülerini kurmalıdır, kuracaktır. Bu davet bizim!